Advert
Advert

Tarihte Bugün 5 Ocak: Geçmişin Bugüne Bıraktığı İzler

5 Ocak, iktidarın, direnişin, adalet arayışının ve insanlığın bitmeyen çelişkilerinin tarihte bıraktığı izleri bugüne taşıyan bir gündür.

Yayınlanma Tarihi : Google News
Tarihte Bugün 5 Ocak: Geçmişin Bugüne Bıraktığı İzler

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…

Takvimler 5 Ocak’ı gösteriyor. Yılın daha beşinci günü. Henüz takvim yaprakları kirlenmemiş, henüz yeni yılın büyük lafları eskimemiş. Ama tarih dediğimiz şey, her zaman olduğu gibi, “yeni” olmayı pek umursamıyor. Çünkü tarih, insanın tekrar eden hallerinden ibaret. Aynı iktidar hırsı, aynı ihanetler, aynı umutlar, aynı direnişler… Sadece isimler ve mekânlar değişiyor.

Bugün, 5 Ocak. Gelin bu tarihin içine biraz yakından bakalım. Sadece “ne oldu” diye değil; neden oldu, bugün bize ne söylüyor, hangi ders hâlâ alınmadı diye sorarak.


Bir evlilik, bir imparatorluk ve bir düzen meselesi

1759 yılında, henüz “efsane” olmadan önce bir adam evlendi: George Washington, Martha Dandridge ile hayatını birleştirdi. Tarih kitapları bunu genellikle romantik bir detay gibi anlatır. Oysa mesele sadece bir evlilik değildir. Washington’un hayatı, bireysel bir hikâyeden çok daha fazlasıdır; yeni kurulan bir düzenin sembolüdür.

Amerika’nın “kurucu babaları” denilen figürler, bir yandan monarşiye karşı çıkarken, diğer yandan yeni bir elit sınıfın temellerini atmışlardır. Özgürlük lafları havada uçuşur, ama bu özgürlük her zaman herkes için değildir. Kölelik devam eder, sermaye korunur, mülkiyet kutsanır. Yani tarih, daha en başından şunu fısıldar: Özgürlük kime, ne kadar?


Yakılan şehirler, değişmeyen yöntemler

1781’de Richmond, Benedict Arnold komutasındaki İngiliz kuvvetleri tarafından yakıldı. Şehirler yanar, insanlar ölür, tarih kitapları bunu “savaşın gereği” diye yazar. Ama yanıp kül olan sadece binalar değildir; hayatlardır, hafızalardır, umutlardır.

Bu olay bize şunu hatırlatır: Güç, el değiştirdiğinde yöntem nadiren değişir. İster imparatorluk olun, ister cumhuriyet; iktidar, kendini korumak için her zaman aynı araçlara başvurur. Yakmak, yıkmak, susturmak.


Osmanlı, İngilizler ve masada kaybedilenler

1809’da imzalanan Kale-i Sultaniye Antlaşması, Osmanlı ile İngiltere arasındaki savaşı bitirdi. Savaş biter, ama bağımlılık başlar. Bu antlaşmalar genellikle “barış” diye sunulur. Oysa çoğu zaman bu, dengesi bozulmuş bir teslimiyettir.

Osmanlı’nın son yüzyılı, masada kaybedilenlerin sahada telafi edilememesiyle doludur. Bu da bize şunu öğretir: Askerî yenilgi kadar, zihinsel ve siyasal bağımlılık da yıpratıcıdır.


Bir köprü, bir dava ve adaletin çürük terazisi

1895’te Fransa’da Alfred Dreyfus, casusluk suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkûm edildi. Suçu neydi? Yahudi olmak. Dreyfus Davası, hukukun nasıl siyasallaştığını, adaletin nasıl milliyetçiliğin ve antisemitizmin emrine verildiğini gösteren ibretlik bir örnektir.

Bugün hâlâ “bağımsız yargı” lafını duyduğumuzda, Dreyfus’u hatırlamak gerekir. Çünkü adalet, iktidarın eline geçtiğinde ilk önce hakikat ölür.

Aynı tarihlerde, Golden Gate Köprüsü’nün inşasına başlanır. Bir yanda adaletsizlik, diğer yanda mühendislik harikası. İnsanlık böyle bir çelişkidir işte: Aynı anda hem köprü yapar hem insan yakar.


Bir partinin doğuşu, bir felaketin ayak sesleri

1919’da Almanya’da Alman İşçi Partisi kuruldu. Sonrasında adını değiştirdi: Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi. Yani Naziler. Bugün “nasıl oldu da bu kadar insan peşinden gitti?” diye soruyoruz ya… Cevap basit ama rahatsız edici: Yoksulluk, öfke, aşağılanmışlık ve güçlü bir propaganda.

Faşizm, boşlukta doğmaz. Krizden beslenir. Ve her kriz, içinde bir faşizm ihtimali taşır. O yüzden bugün ekonomik kriz konuşurken, sadece rakamlara değil, ruh hâline de bakmak gerekir.


Kurtuluş, devletleştirme ve halkın nefesi

1922’de Adana, işgalden kurtuldu. Bu sadece bir şehir kurtuluşu değildir; bir halkın nefes almasıdır. Aynı yıllarda demiryollarının devletleştirilmesi, kamusal alanın güçlenmesi demektir. Devletçilik o dönem bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü ülke yağmalanmıştır.

Bugün “özelleştirme” kutsanırken, bu tarihlere dönüp bakmak gerekir. Kamunun elinden alınan her şey, biraz daha yoksullaşma demektir.


Yassıada, darbeler ve bitmeyen hesaplaşma

1961’de Yassıada duruşmaları devam eder. Adnan Menderes ve arkadaşları mahkûm edilir. Türkiye’nin darbeler tarihi, sadece askerî müdahalelerden ibaret değildir; aynı zamanda hesaplaşamama tarihidir.

Her darbe, bir öncekinin hesabı sorulmadan gelir. Ve her “yeni dönem”, eski defterleri kapatmak yerine üstünü örter.


İş bırakma eylemi ve korkulan beş dakika

1979’da DİSK’in çağrısıyla Türkiye çapında 5 dakika iş bırakma eylemi yapıldı. Sadece beş dakika. Ama o beş dakika, iktidarı korkutmaya yetti. Çünkü işçi durduğunda, çark durur. Sermaye bunu bilir, iktidar bunu bilir.

O yüzden sendikalar zayıflatılır, grevler yasaklanır, “milli güvenlik” masalı anlatılır. Çünkü en tehlikeli şey, örgütlü halktır.


Bilim, uzay ve insanlığın iki yüzü

2005’te Eris adlı cüce gezegen keşfedildi. İnsan, evrenin derinliklerini araştırırken hâlâ yeryüzünde birbirini öldürüyordu. Bilim ilerler, ama ahlak aynı hızda ilerlemez. Teknoloji büyür, vicdan yerinde sayar.


İzmir saldırısı ve bitmeyen karanlık

2017’de İzmir Adliyesi’ne saldırı düzenlendi. Bir polis memuru ve bir adliye çalışanı hayatını kaybetti. Terör, en çok sıradan insanları öldürür. Büyük laflar edenler değil, sabah işe gidenler ölür.

Ve sonra herkes “lanetliyoruz” der, ama koşulları sorgulamaz. Oysa şiddet, her zaman bir zeminde yeşerir.


Doğanlar, ölenler ve kalan sorular

Bugün doğanlar arasında Umberto Eco, Hayao Miyazaki, Robert Duvall gibi isimler var. Biri dili çözdü, biri hayali, biri insan yüzünü…

Bugün ölenler arasında Arif Nihat Asya, Münir Özkul gibi bu toprakların hafızasına kazınmış insanlar var. Gidenler gidiyor, ama bıraktıkları sorular kalıyor.


Bugüne kalan

5 Ocak bize şunu söylüyor:
Tarih, sadece geçmiş değildir. Geçmişin bugüne sızma biçimidir.
İktidar değişir, yöntemler benzer kalır.
Adalet konuşulur, ama çoğu zaman ertelenir.
Halk nefes aldığında korku başlar.
Ve umut, her şeye rağmen, bir yerlerden filizlenir.

Ben bugün tarihe bakarken şunu görüyorum: Unutmamak bir direniş biçimidir. Hatırlamak, teslim olmamaktır.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar