1 Ocak 2026 Perşembe gününde, yeni yılın ilk gününde tarihte yaşanan önemli olaylara, kırılma anlarına ve bugüne uzanan anlamlarına birlikte bakıyoruz.
Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Takvim yaprakları yeniden çevrildi. Yeni bir yıl yazıyor artık. Ama ben her 1 Ocak’ta aynı şeyi düşünüyorum: Takvim değişiyor, insan değişiyor mu? Saatler ileri alınıyor, yıllar ilerliyor, ama aynı hikâyeler başka kostümlerle tekrar tekrar sahneye konmuyor mu?
Bugün 1 Ocak. Miladi takvime göre yılın ilk günü. Yılbaşı diyoruz, yeni başlangıçlar diyoruz, umut diyoruz. Ama tarih dediğimiz şey, sadece “umut”tan ibaret değil. Aynı zamanda kan, direniş, baskı, devrim, ihanet ve inat demek. 1 Ocak, tam da bu yüzden masum bir gün değildir. Tarihin en ağır dosyalarından bazıları bugün açılmıştır.
Bugün, insanlığın zamanı ölçme takıntısının resmileştiği günlerden biridir. Takvimler icat edildi, günler bölündü, saatler standartlaştırıldı. Ama zaman ölçülürken adalet ölçülmedi. Takvimler, düzen getirmek için değil; düzeni denetlemek için kullanıldı çoğu zaman.
Bir günün başlangıcı bile bir iktidar kararıdır. “Bugün yılın ilk günü” demek, “buradan itibaren sayıyoruz” demektir. Kim sayıyor? Kim karar veriyor? Tarih boyunca bu sorunun cevabı hiç değişmedi: Gücü elinde tutanlar.
Bugün, Roma Kolezyumu’nda bir adam kalabalığın önüne atladı. Gladyatörlerin arasına girip “durun” dedi. Adı Telemachus. Taşlanarak öldürüldü. Ama onun ölümü, gladyatör dövüşlerinin sonu oldu. Bugün tarih kitapları bunu “insanlık kazandı” diye anlatır.
Ama ben şunu sorarım:
Bir vahşetin bitmesi için illa birinin ölmesi mi gerekir?
Bugün hâlâ arena değişti sadece. Gladyatörler yok ama kalabalık aynı. Taşlar klavye oldu, bağırışlar ekranlardan yükseliyor. İnsan, binlerce yıl geçse de aynı insan.
Bugün, dünyanın ilk gazetelerinden biri yayımlanmaya başladı. Adı sonra değişti, kendisi büyüdü, hâlâ çıkıyor. “Halkı bilgilendirmek” için yola çıkan basın, çok geçmeden iktidarın aynasına dönüştü.
Bugün medya dediğimiz şey, gerçeği mi anlatıyor, yoksa gerçeği mi şekillendiriyor?
1 Ocak, sadece bir gazetenin değil, manipülasyonun da doğum günlerinden biridir.
Bugün, insan gökyüzüne bakıp “yalnız değiliz” demeye başladı. Samanyolu’nun dışında başka galaksiler olduğu açıklandı. Evren büyüdü. Ama insanın vicdanı aynı kaldı.
Evren genişledikçe, insan kendini merkeze koymaktan vazgeçmedi. Hâlâ her şeyi kendine göre yorumladı. Hâlâ kendini “en önemli” sandı. Bugün gökyüzü bize şunu söylüyor aslında:
Merkezde değilsin.
Ama kim dinliyor?
1 Ocak sabahı, bir diktatör ülkesinden kaçtı. Halk sokaklara döküldü. Silahlı gerillalar şehre girdi. Devrim kazanıldı denildi. Küba’da yeni bir dönem başladı.
Ama devrim dediğin şey, bir sabah kazanılıp bitmez. Devrim, her gün yeniden sınanan bir şeydir. İktidar değişir, alışkanlıklar kalır. Bayrak değişir, bürokrasi aynı kalır.
Bugün dünyada hâlâ “devrim” diyen ama ilk fırsatta koltuğa yapışan insanlar var. 1 Ocak, bu çelişkinin de tarihidir.
Bu topraklarda 1 Ocak, sadece yılbaşı değildir. Millet mektepleri, ölçüler kanunu, zamanın modernleşmesi bu güne denk gelir. Saatlerin, harflerin, ölçülerin değişmesi… Bunlar basit teknik meseleler değil. Bunlar bir zihniyet değişiminin işaretleridir.
Ama ne yazık ki zihniyet değişimi, kanun çıkarmaktan daha zordur. Harfler değişir, kafa aynı kalır. Saatler ayarlanır, vicdan ayarlanmaz.
Bugün hâlâ “çağdaşlık” lafta, gerilik pratikte.
1 Ocak, para birimlerinin, ekonomik birliklerin yürürlüğe girdiği gündür. Ortak pazarlar, ortak paralar, ortak kurallar… Ama ortak vicdan yok.
Ekonomi birleşirken, insanlar ayrıldı. Sınırlar tel örgülerle örüldü. Mallar serbest dolaştı, insanlar dolaşamadı. Para özgürleşti, emek esir kaldı.
Bugün hâlâ aynı düzen devam ediyor. Ve biz buna “ilerleme” diyoruz.
1 Ocak, sadece kutlamaların değil; kanın da aktığı bir gündür. Bombalar patladı, insanlar öldü, eğlenmeye gidenler cenazeye döndü. Takvim “yeni yıl” dedi ama ölüm eskisi gibiydi.
Şunu kabul edelim:
Tarih, iyi günleri seçmez.
Felaketler tatil bilmez.
Bugün yüzlerce insan doğdu. Şairler, yazarlar, siyasetçiler, sanatçılar… Kimisi dünyayı değiştirdi, kimisi dünyaya ayak uydurdu. Kimisi direnç oldu, kimisi düzenin memuru.
Bugün yüzlerce insan da öldü. Bazıları unutuldu, bazıları heykel oldu. Ama çoğu, sadece yaşadı ve gitti.
Tarih dediğimiz şey biraz da şudur:
Kimlerin hatırlandığına kimlerin karar verdiği.
Ben 1 Ocak’ı romantize etmeyi sevmiyorum. Bana göre bugün, “dilek” günü değil; yüzleşme günü.
Geçen yıl ne yaptık?
Ne sustuk?
Neye ses çıkarmadık?
Yeni yıl, eski alışkanlıklarla geliyorsa, adına “yeni” demek sadece kandırmaca olur.
Çünkü hafıza kaybı tehlikelidir.
Çünkü geçmişini bilmeyen, bugünü anlamaz.
Çünkü tarih, sadece öğretmek için değil; uyarmak için vardır.
Ben bu yüzden her gün Tarihte Bugün yazıyorum. Sadece bilgi olsun diye değil. Bugüne bir ayna tutmak için. Bazen güldürmek için, bazen sinirlendirmek için. Ama mutlaka düşündürmek için.
Bu yıl boyunca her gün yazmaya devam edeceğim.
Her günün tarihine bakacağım.
Filmler önereceğim, hikâyeler anlatacağım, şiirler yazacağım.
Bazen gündemi kurcalayacağım, bazen susacağım.
Ama şunu yapmayacağım:
Unutmayacağım.
Çünkü unutmak, bu çağın en büyük konforu.
Ve ben konforlu bir hayat için yazmıyorum.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Diğer içeriklere de göz atın. Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor. Bildirimleri açmayı unutmayın.
Yorumlar