Bu yazıda, kendi deneyimlerimden ve gözlemlerimden yola çıkarak insanın neden aynı hataları tekrar ettiğini; alışkanlıklar, korkular ve tanıdık olana tutunma hali üzerinden sorguluyorum.
Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Gel bi çay içelim.
Ama öyle acele acele değil.
Bardağın kenarında biraz buhar dursun, çaydanlıktan gelen o hafif tıkırtıyı duyalım. Çünkü bugün konuşacağımız şey hızlı geçilecek bir şey değil.
İnsan neden sürekli aynı hataları yapar?
Bak, bu soru öyle dışarıdan sorulmuş bir soru değil. Bu soru, insanın kendi kendine sorduğu bir soru. Genelde de gecenin bir yarısında, herkes uyumuşken sorulur. Ya da sabah işe giderken, camdan dışarı bakarken. Ya da bir ilişkinin, bir dostluğun, bir kararın tam ortasında.
“Ben bunu daha önce yaşamıştım.”
“Ben bu sonu biliyordum.”
“Ben yine aynı yerden düştüm.”
Peki neden?
Hayır.
Kimse bilerek canını yakmak istemez. Kimse isteyerek üzülmez. Kimse “hadi bugün de aynı yanlışı yapayım” diye uyanmaz.
Ama insan, tanıdık olana düşkündür.
Yanlış bile olsa tanıdıksa, bilinmezlikten daha güvenli gelir.
Bak burası önemli.
İnsan çoğu zaman doğruyu değil, bildiğini seçer.
Ve bildiği şey yanlış bile olsa, ona tutunur.
Buna kimse “çekici” demek istemez ama gerçek bu.
Tanıdık acı, yabancı mutluluktan daha güvenlidir çoğu insan için.
Çünkü tanıdık acının:
Nerede başlayacağını bilirsin
Nerede biteceğini tahmin edersin
Ne kadar can yakacağını aşağı yukarı kestirirsin
Ama yeni bir yol?
Yeni bir insan?
Yeni bir karar?
Orası belirsizliktir.
Ve insan zihni belirsizlikten ödü patlar.
O yüzden aynı ilişkide kalırız.
Aynı işte sürünürüz.
Aynı hatayı bile bile yaparız.
Çünkü orası tanıdıktır.
İnsan başkasına yalan söyleyebilir, eyvallah.
Ama asıl mesele, insanın kendine söylediği yalanlar.
“Bu sefer farklı olacak.”
“O da değişmiştir artık.”
“Ben bu kez kontrol ederim.”
“Bu son.”
Kaç defa “son” dedik, hatırlıyor musun?
İnsan kendine yalan söyler çünkü gerçekle yüzleşmek ağırdır.
Gerçek şunu söyleyebilir mesela:
Sen bu insanı kurtaramazsın
Sen bu düzeni tek başına değiştiremezsin
Sen bu yarayı aynı şekilde sarmaya devam edersen iyileşmez
Bunları duymak zordur.
O yüzden insan, aynı hatayı süsleyip yeniden önüne koyar.
Bak bu cümleyi bir kenara yaz:
Bazı hatalar yanlış değil, alışkanlıktır.
İnsan alıştığı şeye “ben buyum” demeye başlar.
Ve bir süre sonra hata, kimliğin parçası olur.
Sürekli yanlış insanları seçen biri “benim kaderim bu” der
Sürekli parasız kalan biri “ben zaten para tutamam” der
Sürekli ertelenen biri “ben böyleyim” der
Halbuki bu bir kader değil, tekrar eden bir davranış zinciridir.
Ama zinciri kırmak emek ister.
İnsan ise çoğu zaman emekten kaçar.
Aslında alır.
Ama ders almak dediğimiz şey sandığımız gibi olmaz.
İnsan bazen dersi alır ama uygulamaz.
Bazen anlar ama vazgeçemez.
Bazen bilir ama bırakamaz.
Çünkü ders almak sadece akılla ilgili değildir.
Cesaretle ilgilidir.
Ders almak demek şunu kabul etmektir:
Yanılmış olabilirim
Kendimi kandırmış olabilirim
Sevdiğim şey bana zarar veriyor olabilir
Bunu kabul etmek kolay mı?
Değil.
Kimse bunu böyle söylemez ama bazen aynı hata, insanın içinden gelen bir çağrıdır.
“Bak, burada bir şey var.”
“Bak, burayı çözmeden ilerleyemezsin.”
“Bak, sen burayı atladın.”
İnsan bazı dersleri geçemez.
Çünkü geçmek için değil, içinden geçmek içindir o ders.
O yüzden aynı yerde takılırız.
Aynı duvara çarparız.
Aynı insan tipine çekiliriz.
Çünkü orada çözülmemiş bir şey vardır.
Aynı hatayı yapmanın bir nedeni de budur:
İnsan kendini affetmez.
Kendini affetmeyen insan, kendini cezalandırır.
Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz.
Yanlış seçimler, yanlış insanlar, yanlış yollar…
Hepsi bir tür iç ceza olabilir.
“Ben bunu hak ediyorum.”
“Ben zaten beceremem.”
“Benden bir şey olmaz.”
Bu cümleleri kimse yüksek sesle söylemez ama içerde döner durur.
Çünkü değişmek demek, eski “ben”i gömmek demektir.
Ve herkes kendi cenazesine katılacak kadar cesur değildir.
Değişmek:
Bazı insanları geride bırakmak demektir
Bazı alışkanlıklardan vazgeçmek demektir
Bazı maskeleri indirmek demektir
İnsan çoğu zaman “acı çekiyorum ama en azından buyum” der.
Ve acıya tutunur.
İnsan bazen hata yapmaz, bekler.
Birinin değişmesini bekler
Hayatın yumuşamasını bekler
Şartların düzelmesini bekler
Ama hayat bekleyeni sevmez.
Hayat, hareket edeni sever.
Bekleyen insan ise, aynı hatayı tekrar tekrar yaşar.
Çünkü hareket yoktur, yön yoktur.
Var.
Ama romantik değil.
Çıkış:
Bir sabah aydınlanmak değildir
Bir kitap okuyup değişmek değildir
Bir cümleyle kurtulmak değildir
Çıkış, küçük fark edişlerle başlar.
“Ben burada hep aynı noktada kalıyorum.”
“Ben bu duyguyu tanıyorum.”
“Ben bu sonu biliyorum.”
İşte o an, zincirin bir halkası gevşer.
Bu, bir anda mükemmel olmak demek değildir.
Bu, bir daha hiç düşmemek demek değildir.
Bu şudur:
Düştüğünde kendini daha erken fark etmek
Yanlışa daha erken “dur” demek
Kendine daha dürüst olmak
İnsan bir anda değişmez.
Ama aynı yerde daha kısa süre kalabilir.
Bak, kimse kusursuz değil.
Kimse her hatasından ders alarak ilerlemiyor.
Hepimiz bazı taşlara defalarca takılıyoruz.
Ama mesele şu:
Aynı hatayı yapıyorsan, kendine kızma.
Kendine bak.
Orada bir şey anlatılmak isteniyordur.
Orada bir şey hâlâ duyulmamıştır.
Belki de hayat sana bağırmıyordur.
Sadece tekrar ediyordur.
Gel bi çay içelim
Bu sefer biraz daha dikkatle bakalım bardağın içine.
Al şimdi bu bilgiyi ne yapıyorsan yap.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.
Yorumlar