Advert
Advert

Gelecek ve Vicdan Arasında: 2 Ocak İçin İki Film

2 Ocak’ta doğan ve onurlandırılan iki büyük ismin izinden giderek, teknoloji ile insanlık ve iktidar ile vicdan arasındaki gerilimi sorgulayan iki güçlü film üzerine bir film günlüğü.

Yayınlanma Tarihi : Google News
Gelecek ve Vicdan Arasında: 2 Ocak İçin İki Film

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…

Takvim 2 Ocak’ı gösteriyor. Yeni yılın henüz ikinci günü. Ama tarih dediğimiz şey, gün saymayı sevmez; anlam biriktirir. O yüzden bugün film günlüğünde seçtiğim iki yapım, sadece “iyi film” oldukları için değil, bugünün ruhuyla birebir konuştuğu için burada. Biri bizi geleceğe, makinelerin arasına götürüyor. Diğeri geçmişe, insanlığın en karanlık dönemlerinden birine. Ama ikisinin de derdi aynı: İnsan olmak ne demek?

Bugün için seçtiğim filmler şunlar:
Ben Robot (2004) ve Şarlo Diktatör (1940).

Birinde robotlar konuşuyor,
diğerinde bir adam, bütün dünyaya sesleniyor.

Ve ikisi de bizi rahatsız eden sorular soruyor.


Ben Robot (2004)

IMDb puanı: 7.1
Yönetmen: Alex Proyas
Oyuncular: Will Smith, Bridget Moynahan
Süre: 115 dakika

Neden bugün?

2 Ocak 1920, bilim kurgu edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Isaac Asimov’un doğum günü. Robotlar, yapay zekâ, insan–makine ilişkisi dediğimizde bugün hâlâ onun cümlelerinin etrafında dolaşıyoruz. Asimov, robotlardan korkmamayı değil; robotları sorgulamayı öğretti bize.

Bugün telefonlarımız bizi dinliyorken, algoritmalar kararlarımızı yönlendirirken, “akıllı” dediğimiz her şey bizi bizden biraz daha uzaklaştırırken, Ben Robot’u yeniden izlemek sadece nostalji değil; zorunlu bir yüzleşme.

Film üzerine

Ben Robot, bizi 2035 yılına götürüyor. Robotların sıradanlaştığı, insanların gündelik hayatını kolaylaştırdığı bir gelecek bu. Sokakta, evde, işte… Robotlar her yerde. Ve herkes onlara güveniyor. Çünkü robotlar Üç Robot Yasası’na bağlı. Yani insanlara zarar veremezler.

Peki gerçekten öyle mi?

Film, tam da burada başlıyor. Bir robotun cinayet işlediği iddiası, tüm sistemi sarsıyor. Çünkü eğer bir robot cinayet işleyebiliyorsa, sorun tek bir robot değildir. Sorun, sistemin kendisidir.

Will Smith’in canlandırdığı dedektif karakteri, robotlara güvenmeyen az sayıdaki insandan biridir. Bu güvensizlik onu “geri kafalı” yapar gözlerde. Ama film ilerledikçe şunu anlarız: Teknolojiye koşulsuz güvenmek, çoğu zaman en büyük cehalettir.

Ben Robot’un asıl meselesi aksiyon değildir. Asıl mesele şudur:
İnsanı korumak adına insanı özgürlükten mahrum bırakmak mümkün müdür?

Robotlar, insanı korumak için kontrol etmeye başlarsa, bu hâlâ “iyilik” midir?
Algoritmalar “senin iyiliğin için” karar vermeye başlarsa, sen hâlâ özne misindir?

Film boyunca şu sorular dolaşır durur:
– Güvenlik mi özgürlük mü?
– Akıl mı vicdan mı?
– Kontrol mü sorumluluk mu?

Ben Robot, bugünün dünyasını yirmi yıl önceden görmüş bir film. Bugün yapay zekâ ile ilgili tartıştığımız her şey, bu filmin içinde bir yerlerde duruyor. O yüzden Ben Robot, sadece bir bilim kurgu filmi değil; bir uyarı metni.


Şarlo Diktatör (1940)

IMDb puanı: 8.5
Yönetmen: Charlie Chaplin
Oyuncular: Charlie Chaplin, Paulette Goddard
Süre: 125 dakika

Neden bugün?

2 Ocak 1975, sinema tarihinin en büyük dehalarından biri olan Charlie Chaplin’in “Sir” unvanına layık görüldüğü tarih. Hayatı boyunca sistemle kavga etmiş, sürgün edilmiş, suçlanmış bir sanatçının, yıllar sonra aynı sistem tarafından onurlandırılması… Tarihin ironisi burada başlıyor zaten.

Bugün Chaplin’i anmanın en iyi yolu, onun en cesur filmlerinden biri olan Şarlo Diktatör’ü yeniden izlemek.

Film üzerine

Şarlo Diktatör, sinema tarihinin en riskli filmlerinden biridir. 1940 yılında çekildiğini hatırlayalım. Dünya savaşın eşiğinde. Nazi Almanyası yükseliyor. Hitler henüz bütün vahşetiyle dünyaya kendini göstermemişken, Chaplin çıkıp açık açık faşizmle dalga geçiyor.

Üstelik bunu komediyle yapıyor.

Film, isim vermeden ama herkesin anlayacağı şekilde Hitler’i ve Nazi Almanyası’nı hicvediyor. İktidar hırsıyla gözü dönmüş bir lider, kalabalıkları hipnotize eden nutuklar, savaş naraları, bayraklar, selamlar…

Chaplin, henüz Amerika’nın Almanya ile sıcak savaşa girmediği bir dönemde bu filmi çektiği için ağır suçlamalara maruz kalıyor. “Düşmanlık tohumu ekmekle” suçlanıyor. Basın hedef gösteriyor. Bu film, Chaplin’in Amerika’yı terk etme kararında büyük rol oynuyor.

Ama filmden geriye kalan şey, sadece bir komedi değil. Filmden geriye kalan şey, sinema tarihinin en güçlü konuşmalarından biri.

Final sahnesinde Chaplin’in yaptığı konuşma, bugün bile insanın boğazını düğümlüyor. O konuşma bir film repliği değil; insanlık manifestosu.

Chaplin şunu söylüyor:
Makineleşmeyin.
Nefret etmeyin.
İnsan kalın.

Şarlo Diktatör, bize şunu hatırlatıyor:
Faşizm bağırarak gelmez.
Alkışlanarak gelir.
Ve sustuğumuz her an, biraz daha güçlenir.


Gelecek ve geçmiş arasında bir gün

Bugün için seçtiğim bu iki film, zaman olarak çok uzak gibi duruyor.
Biri 2035’i anlatıyor, diğeri 1940’ı.
Ama aslında aynı noktada buluşuyorlar.

– Ben Robot, makinelerin vicdanı olup olamayacağını soruyor.
– Şarlo Diktatör, insanların vicdanını neden kaybettiğini soruyor.

Biri “akıl” üzerinden tehdit oluşturuyor.
Diğeri “itaat” üzerinden.

Ve ikisi de şunu söylüyor:
İnsan, düşünmeyi bıraktığı an tehlikelidir.


2 Ocak için küçük bir not

Bugün bu iki filmi yan yana koymamın sebebi şu:
Yeni yılın başında, geleceğe dair umut kurmadan önce, sorumluluğu hatırlamak gerekir.

Teknoloji bizi kurtarmaz.
Liderler bizi kurtarmaz.
Sistemler bizi kurtarmaz.

Bizi ancak vicdan, sorgulama ve itiraz kurtarır.

Ben Robot’u izlerken robotlardan korkmayın.
Şarlo Diktatör’ü izlerken diktatörlere gülmeyin sadece.
İkisini izlerken kendinize sorun:

“Ben bu hikâyenin neresindeyim?”


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar