Altında yaşadığımız gezegen hiç durmadan dönerken, bir anlığına bile dursa hayatın bildiğimiz hâli tamamen altüst olurdu.
Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…
Bazen insan durup dururken yukarı bakar. Gökyüzü oradadır. Sessizdir. Sabittir sanılır. Oysa altında yaşadığımız şey, düşündüğümüzden çok daha hareketlidir. Farkında olmadan, her gün, her saniye, baş döndürücü bir hızla dönen bir gezegenin üzerindeyiz.
Ve insanın aklına şu soru düşer:
Dünya neden kendi etrafında dönüyor?
Ve daha ürkütücüsü:
Bir gün durursa ne olur?
Bu soru çocukça değildir. Basit hiç değildir. Aksine, insanın varoluşuyla doğrudan ilgilidir. Çünkü bu dönüş, yalnızca bir fizik hareketi değil, hayatın ta kendisidir.
Gel, birlikte düşünelim.
Dünya’nın dönmesi sonradan olan bir şey değil. Yani biri gelip “hadi şunu biraz çevireyim” demedi. Dünya daha doğarken dönüyordu.
Milyarlarca yıl önce, uzayda devasa bir gaz ve toz bulutu vardı. Her şey karmakarışıktı. Yerçekimi bu bulutu sıkıştırmaya başladığında, küçücük bir düzensizlik bile büyük bir harekete dönüştü. Bulut çöktükçe dönmeye başladı. Tıpkı suyun giderken kendi etrafında dönmesi gibi.
Ve işte o anda başlayan dönüş, hiç durmadı.
Fizikte çok basit ama çok sert bir kural vardır:
Bir cisim dönüyorsa, dışarıdan büyük bir engel gelmedikçe dönmeye devam eder.
Dünya’nın önünde bir duvar yoktu. Fren yoktu. “Yeter artık” diyecek bir güç yoktu. O yüzden döndü. Hâlâ dönüyor.
Bu soru da en az ilki kadar sık sorulur.
“Eğer Dünya dönüyorsa, neden başımız dönmüyor? Neden savrulmuyoruz?”
Çünkü biz bu dönüşün içindeyiz.
Dünya’yla birlikte:
Atmosfer dönüyor
Denizler dönüyor
Biz dönüyoruz
Her şey aynı hareketin parçası. Sabit hızda olan bir şeyi hissetmezsin. Hızlanma yok, yavaşlama yok. O yüzden bu dönüş bize sakin, sessiz, hatta durağan gelir.
Aslında hareketin tam ortasındayız ama farkında değiliz.
Biraz hayat gibi.
Rakamları duyunca insan ürperiyor.
Dünya, ekvator çizgisinde saatte yaklaşık 1670 kilometre hızla dönüyor. Bu, bir uçağın hızından fazla. Ama biz bunu hissetmiyoruz. Çünkü doğduğumuz andan beri bu hızın içindeyiz.
Daha doğrusu, biz bu hıza göre şekillendik.
Kemiklerimiz, kaslarımız, denge sistemimiz, hatta düşünme biçimimiz bile bu gezegenin dönüşüne uyumlu.
Kısa cevap:
Kolay kolay hayır.
Uzay boşluğunda sürtünme yoktur. Dünya’yı durduracak bir el, bir mekanizma, bir fren yok. Ama tamamen sabit de değil. Çok ama çok yavaş bir şekilde yavaşlıyor.
Ay, Dünya’nın dönüşünü her yüzyılda milisaniyeler kadar yavaşlatıyor. O kadar küçük bir fark ki, insan ömrüyle ölçülemez.
Yani pratikte Dünya dönmeye devam ediyor.
Ama şimdi asıl meseleye gelelim.
Bu soruyu sormak bile insanın içini ürpertiyor. Çünkü cevaplar güzel değil.
Önce şunu netleştirelim:
Dünya aniden durursa, bu gezegen üzerindeki hayat neredeyse anında biter.
Dünya durur ama üzerindeki her şey durmaz. Çünkü:
İnsanlar
Denizler
Atmosfer
hepsi mevcut hızını korur.
Bu ne demek?
Saatte yüzlerce, hatta binlerce kilometre hızla hareket eden her şey yoluna devam eder. Binalar yerle bir olur. Denizler kıtaların üzerinden geçer. Hava, gezegenin yüzeyini silip süpürür.
Bu bir deprem değil.
Bu bir kasırga değil.
Bu, gezegen ölçeğinde bir yıkımdır.
Atmosfer, Dünya’yla birlikte dönüyor. Dünya durursa, atmosfer durmaz. Aynı hızla yoluna devam eder. Sonuç? Akıl almaz rüzgârlar, oksijen kaybı, solunamaz bir dünya.
Yani “nefes alalım da bakalım” deme şansımız bile olmaz.
Dünya dönmezse:
Bir yüzü sürekli Güneş’e bakar
Diğer yüzü sürekli karanlıkta kalır
Gündüz tarafı yanar. Gece tarafı donar.
Ne tarım kalır, ne su dengesi, ne canlılık. Hayat dediğimiz şey, çok kısa sürede çözülür.
“Aniden değil de yavaş yavaş dursa?” diye düşünenler olur.
Bu biraz daha az vahşi ama yine de umut verici değil.
Günler uzar. Geceler uzar. Mevsimler bozulur. İklimler değişir. Bazı canlılar uyum sağlar, çoğu yok olur. İnsanlık ise büyük ihtimalle bu değişime ayak uyduramaz.
Çünkü biz bu gezegene şu anki hızına göre alıştık. Daha doğrusu, bu hız bizi biz yaptı.
Çünkü bu dönüş:
Sıcaklığı dengeler
Atmosferi tutar
Okyanusları düzenler
Mevsimleri oluşturur
Dünya biraz daha hızlı dönseydi, sürekli fırtınalar olurdu. Biraz daha yavaş dönseydi, sıcaklık farkları yaşanmaz hâle gelirdi. Her şey ince ayarlı.
İnsan burada durup düşünmeden edemiyor.
Bu düzen, üzerinde yaşadığımız en büyük mucize olabilir.
Biz genelde Dünya’yı sabit zannederiz. Altımızda duran, değişmeyen bir zemin gibi düşünürüz. Oysa o zemin, hiç durmadan dönüyor. Biz de onunla birlikte.
Belki de bu yüzden insan hayatı böyle.
Durduğunu sandığın anlarda bile bir şeyler dönüyor.
Bir şeyler akıyor.
Bir şeyler seni taşıyor.
Dünya durmuyor.
İyi ki durmuyor.
Çünkü bu dönüş, sadece gezegenin değil, hayatın da hareketi.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.
Yorumlar