Advert
Advert

Benim Günlük Rutinimde Decathlon’un Yeri

Sporu hayatın bir parçası olarak gören biri olarak günlük ihtiyaçlarımı neden buradan karşıladığımı ve bundan neden memnun olduğumu anlatıyorum.

Yayınlanma Tarihi : Google News
Benim Günlük Rutinimde Decathlon’un Yeri

Arkadaşlar, dostlar ve dahi Romalılar merhaba…

Bu yazıyı yazarken bir marka anlatmak, bir yere övgü düzmek ya da “gidin şuradan alın” demek gibi bir niyetim yok. Benim derdim hiçbir zaman bu olmadı. Ben daha çok, hayatımda bir şey neden yer ediyorsa onu anlatmayı seviyorum. Bugün de öyle yapacağım. Çünkü bazı yerler vardır, sen farkında olmadan hayatının içine sızar. Sonra bir gün durup bakarsın; ayakkabın oradan, montun oradan, bisiklet ekipmanların oradan, çadırın oradan… Meğer sen yıllardır aynı kapıdan girip çıkıyormuşsun.

Ben sporla, doğayla ve hareketle bağ kuran bir insanım. Profesyonel değilim. Yarışlara katılan, dereceler kovalayan biri hiç olmadım. Ama hareketsizliğin insanı nasıl çürüttüğünü çok iyi bilirim. O yüzden yürürüm, bisiklete binerim, kamp yaparım, deniz kenarında saatlerce dolaşırım. Ve bütün bu hikâyenin içinde, yıllardır sessizce yanımda duran bir yer var: Decathlon.

Bunu bir itiraf gibi yazıyorum aslında. Çünkü ne zaman bir spor ayakkabıya ihtiyacım olsa, ne zaman kış gelmeden sağlam bir mont bakıyor olsam, ne zaman bisikletimin bir parçası eksik çıksa… yolum dönüp dolaşıp oraya düşüyor. Bazen bilerek, bazen alışkanlıkla.

Benim için spor hiçbir zaman lüks olmadı. Spor, pahalı salonlara yazılmak, marka yarışına girmek, vitrinlik ekipmanlar almak demek değil. Spor, hareket edebilmek, nefes almak, bedeninle yeniden temas kurmak demek. Ve bu temasın sürdürülebilir olması gerekiyor. Yani bir hevesle başlayıp iki ay sonra bırakacağın şeyler değil.

Burada fark ettiğim şey şu: Bazı yerler sana spor yaptırmayı değil, sporla yaşamayı hatırlatıyor. Mesela ben yıllardır günlük hayatta giydiğim ayakkabıların çoğunu spor ayakkabılarından seçiyorum. Çünkü rahat. Çünkü uzun yürüyüşlerde ayağımı yarı yolda bırakmıyor. Çünkü bir gün şehirdeyim, ertesi gün toprak yoldayım; ikisine de uyum sağlıyor.

Aynı şey montlar için de geçerli. Kışın üşümekle, hareket edememek arasında ince bir çizgi var. Çok kalın montlar seni korur ama kımıldatmaz. Çok ince montlar özgür bırakır ama dondurur. O dengeyi tutturmak zor iştir. Ben bunu yıllar içinde deneye yanıla öğrendim. Şimdi kışlık montumu da, baharlık rüzgârlığımı da alırken tek şeye bakıyorum: içinde rahat hareket edebiliyor muyum?

Bisiklet meselesi biraz daha derin. Çünkü bisiklet benim için sadece bir spor değil, aynı zamanda bir kaçış biçimi. Şehirden, kalabalıktan, gürültüden… Bir kask, bir eldiven, bir gözlük… Bunlar aksesuar değil. Bunlar seni hayatta tutan küçük ama önemli detaylar. O yüzden bisiklet ekipmanlarında “ucuz olsun” mantığı hiç işlemez. Ama “gereksiz pahalı olsun” da anlamsızdır. Aradaki o makul çizgiyi yakalamak gerekir.

Kamp meselesi ise bambaşka. Doğaya çıkıyorsan, doğayla kavga etmeyeceksin. Çadırın seni koruyacak ama doğayı da yormayacak. Hafif olacak, pratik olacak, seni uğraştırmayacak. Ben çadır kurmayı seven biri değilim mesela. O yüzden iki dakikada kurulan çadır fikri benim hayatımı kolaylaştıran şeylerden biri oldu. Burada mesele teknoloji değil, insanı yormayan çözüm.

Zaten işin özü de burada başlıyor. Sporun, doğanın, hareketin merkezine insanı koymak. “Herkes spor yapsın” demek kolay. Ama herkesin şartları, bütçesi, zamanı, bedeni farklı. O yüzden sporun ulaşılabilir olması gerekiyor. Ulaşılabilir derken sadece fiyatı kastetmiyorum. Anlaşılır olması da önemli. Bir ürünü alırken ne işe yaradığını, sana ne kattığını bilmek istiyorsun. Karmaşık, şatafatlı anlatımlar yerine sade bir rehberlik arıyorsun.

Ben yıllar içinde şunu fark ettim: Bazı yerler sana ürün satmaya çalışmaz, yol göstermeye çalışır. “Bunu al” demez, “şunu yapacaksan bu işini görür” der. Bu fark, insanın alışverişle olan ilişkisini değiştiriyor. Tüketici olmaktan çıkıp, bilinçli kullanıcıya dönüşüyorsun.

Bir de işin görünmeyen tarafı var. Sporun doğayla olan ilişkisi. Ben doğada vakit geçiren biri olarak şunu çok net söylüyorum: Doğa olmadan spor olmaz. Deniz kirliyse yüzemezsin. Orman yoksa yürüyemezsin. Sahil beton olduysa koşamazsın. O yüzden sporla ilgili bir şey yapıyorsan, doğayı da düşünmek zorundasın.

Ben yıllardır plastik poşet meselesine dikkat ederim. Gereksiz yere almam. Yanımda bez çanta taşırım. Çünkü küçük gibi görünen şeylerin büyük sonuçları olduğunu biliyorum. Aynı şekilde çöp toplama etkinliklerini de önemsiyorum. Koşarken çöp toplamak, yürürken etrafını temizlemek… Bunlar slogan değil, gündelik sorumluluklar.

Sporu hayatın içine katmak, aynı zamanda sorumluluk almak demek. Kendine karşı, çevreye karşı, yaşadığın yere karşı. Ben spor yaparken sadece kalori yakmıyorum. Kafamı boşaltıyorum, zihnimi toparlıyorum, hayata biraz daha katlanabilir bir yerden bakıyorum.

Belki de bu yüzden, yıllardır giydiğim ayakkabıdan kullandığım bisiklet ekipmanına kadar birçok şeyin aynı yerden gelmesi bana garip gelmiyor artık. Bu bir sadakat meselesi değil. Bu bir alışkanlık da değil sadece. Bu, hayatımda işimi gören şeylerin birikmesi.

Şunu da açık açık söyleyeyim: Her aldığım şey mükemmel değildi. Beğenmediklerim oldu. Değiştirdiklerim oldu. Ama önemli olan şu: Deneyerek öğrenme imkânı vardı. Sporun zaten özü bu değil mi? Denemek, yanılmak, tekrar denemek.

Bugün dönüp baktığımda, sporun hayatımda bir lüks olmadığını çok net görüyorum. Spor, benim için bir denge unsuru. Çalışma hayatının, gündemin, memleket meselelerinin ağırlığı arasında nefes alabildiğim alan. Ve bu alanı kurarken kullandığım araçların erişilebilir, sağlam ve makul olması benim için önemli.

Bu yazıyı okuyan biri “ben de böyle yaşamak istiyorum” der mi, bilmiyorum. Ama şunu derse mutlu olurum: “Ben de sporu hayatıma daha sade bir yerden katabilirim.” Çünkü mesele markalar değil, etiketler değil. Mesele hareket edebilmek, doğayla temas kurabilmek ve bunu sürdürebilmek.

Ben buradan giyiniyorum, buradan yürüyorum, buradan bisiklete biniyorum diye yazarken, aslında şunu anlatıyorum: Hayatımda işe yarayan şeyleri seçiyorum. Ve işe yarayan şeyler, sessizce hayatın içine karışıyor.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Diğer içeriklere de göz atın.
Bu blog bağımsız bir platformdur ve desteklerinizle ayakta duruyor.
Bildirimleri açmayı unutmayın.

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar