Fatih Kök ile söyleştik...

Fatih Kök ile söyleştik...

1985 Ağustos ayında, Edirne Keşan’da doğdu. Lise öğrenimini Çanakkale Fen Lisesi’nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde felsefe okudu. Halen İstanbul Üniversitesi Mantık Anabilim Dalı’nda doktora öğrenimine devam ediyor. Şiir ve öyküleri Varlık, Yasak Meyve, Bireylikler, Kara Kalem, Marşandiz, Ecinniler... gibi dergilerde yayınlandı.  2015 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödüllerinde “Kabul” isimli dosyası dikkate değer bulundu. “ Ölümler ve Mandalina Kabuğu” isimli dosyası ile 2017 Arkadaş Zekai Özger ödülünü aldı ve bu dosya Mayıs Yayınlarınca kitaplaştırıldı.2018 Fakir Baykurt Öykü ödülünü aldı. Halen Dicle Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta, şiir ve öyküler yazmaya çabalamakta.

Osman Coşkun: Ben seni böyle tanıyorum sayın şair, sen kendini nasıl tanımlıyorsun? Biraz anlatır mısın, kimdir Fatih Kök?

Fatih Kök: -  Kimdir Fatih Kök? zor sanırım şu an için. Yirmili yaşlarımın başında sorulsa uzun uzun anlatırdım bir şeyler. Hoş, lüzumsuz şeyler olurdu çoğu ama. Buradaki kimim ben meselesini, Sokratesvari bir “kendini bil, kendini tanı” mottosu gibi alıp felsece bir cevap vermeye çalışmayacağım, korkma o kadar sıkıcı biri değilim (: Çocukluğum Keşan’da geçti ve oldukça keyifliydi sanırım. 90’larda bir kasabada geçen çoğu çocukluk gibi huzurluydu, top oynadık gece yarılarına kadar, yukarı mahalleyle kavga ettik, dondurma çaldık bakkaldan, yazları günübirlik denize gittik... Liseyi yatılı okudum, tek çocuk olmanın yalnızlığını bir nebze olsun giderdi, bir de erken yaşta sorumluluk yükledi. Sonrasında Boğaziçi’nde geçirdiğim yıllar çok şey kattı, aslında ne kadar fazla okumam gereken şey olduğunu gördüm. Aynı zamanda fanzin furyasının doruk yaptığı yıllar, Kadıköy’de Akmar’a gidiyoruz, Bab-ı Ali’de matbaaları dolaşıyoruz, ciddi olarak şiire ve yazıya eğiliyorum. Derken Mimar Sinan’da, Fındıklı’da boğaza bakarak bira içiyoruz, felsefe konuşuyoruz. Hergele Meydanında yüksek lisans, sonra akademi, sonrası sıkıcı biraz.

Mayıs Yayınları - Fatih Kök / Ölümler ve Mandalina Kabuğu | Facebook

 

Osman Coşkun: Hayatımda ilk defa şair bir filozofla sohbet etme fırsatı buldum. Felsefeye olan ilgin nereden geliyor?

Fatih Kök: - Estağfurullah şair miyim, bilmiyorum. Filozof değilim ama, belki şiire ve felsefeye ilgi, bilgi duyan biri diyelim. Aslında Fen Lisesi mezunuyum, lakin hiç doktor, mühendis olmak istemedim. Lisede edebiyat dergileri alırdım, saçma sapan da olsa bir şeyler karalıyordum. Derdim şair, yazar olmak. Tabii bu arada Marmara’da çok saçma bir İşletme deneyimim oldu, sadece iki derse girip benim burada ne işim var deyip bırakmıştım. (düşününce oldukça başarısız bir öğrencilik hayatı) Sonrasında, okuduklarımın ve edebi yaşamımı da besleyeceği düşüncesiyle felsefe okumaya karar verdim. İyi ki de yapmışım.

Osman Coşkun: Hayat felsefeni biraz anlatır mısın? Dünyaya olan genel bakışını.

Fatih Kök: - Aaa hayat felsefem yok. Hayat felsefesi diye bir şey var mı? Emin değilim. Bu aralar dünyaya bakmamaya çalışıyorum. Dünyanın boktan bir yer olduğunu ve pek de düzelmeyeceğini düşünüyorum. Ya da git gide pesimist biri oluyorum, belki de şu an için böyleyim. Yine de genel manada, emeğin, özgürlüğün, insan olmaklığın değere bindiği bir hayat tasavvurum var. Belki insanlar, bayramlarda kapısına gelen çingene çocuklarına ucuz şeker, önemli misafirlerine güzel çikolatalar ikram etmekten vazgeçer.

Osman Coşkun: Peki ya Arkadaş Zekai Özger? Ödül hayatında nasıl değişikliklere sebep oldu?

Fatih Kök: - İlk başlarda, mesela İstiklale çıktığımda öyle kendi halimde yürüyemiyordum, inanılmaz bir ilgi, sürekli fotoğraf çektirmek isteyenler, imza almaya çalışanlar. Şaka bir yana, pek bir şey olmadı tabii ki. Edebiyat çevresinde biraz daha bilinirliğim artmıştır, dergilerde bir şeyler yayınlatmak biraz da kolaylaşmıştır belki, o kadar. Aaa şu önemli olabilir, ödülden önce biraz hevesim kırılmıştı, ödülle beraber yazma çabamda daha motive olmuş olabilirim. Ödüllerin çok da önemli olmadığını düşünüyorum öte yandan, kişisel bir şey bu mesele. İnsanlara ulaşmak için bir yol sadece, diğer yollar daha meşakkatli geldiği için tercih ettim diyelim ya da ahlaki bulmadığım için başka yolları. Dolayısıyla edebi ödülleri çok abartmaya da yermeye de gerek yok fikrimce.

Osman Coşkun: Şiirin yanı sıra öyküler yazdığını da biliyorum. Bundan sonraki süreçte edebiyatla olan ilgin nasıl devam edecek? Planların, düşüncelerin, yeni bir şiir kitabı ya da öykü kitabı, roman gibi düşüncelerin var mı?

Fatih Kök: - Evet her kuşu hallettik de, öyküye de cüret ettik. Deniyoruz bakalım, öğrenmeye çalışıyorum. Öyküler aslında bir dosya olarak birikti, Monokl basacak sanırım yakın bir gelecekte, tabii tembellik etmeyip biraz çalışabilirsem. Doktora sürecinde biraz tatsız gidiyor. Yeni şiir kitabı içinse bir yıl daha var galiba. Onun için de bazı uzun şiirleri toparlamam gerekli. Roman ne haddimize demek isterdim lakin oldukça yavaş giden, elimin altında bir çalışma var. Ne zaman biter, bittiğinde bir halta benzer mi, bilmiyorum.

Osman Coşkun: Türkiye’de felsefe yapmak nasıl bir duygu üstadım? Nasıl tepkilerle karşılaşıyorsun? Var mı hafızanda yer etmiş bir anın, anlatmak ister misin?

Fatih Kök: - Türkiye’de felsefe yapmanın diğer bir çok şeyden farklı olduğunu zannetmiyorum. Belki yorucu okumalar ve uzun bir süreç gerektirdiği için korkutucu geliyor, ee bir yandan diğer meslekler gibi pratik bir yarar da sağlamıyor gibi gözüküyor. Ama işte bu ülkede, doktorluk yapmak, mühendis olmak, zabıta olmak nasıl zorluklar içeriyorsa, benzer şeyler coğrafyadan dolayı bizim için de geçerli. Görece daha entelektüel bir uğraş olduğu için ülkede felsefe, karikatürize edilmeye açık olmuş hep. Bir de insanların felsefeci olduğunuzu öğrenince, ısrarla felsefe konuşma çabaları komik geliyor. Gerçi bizim insanımız “her şeyi bildiği için” herkesle her şeyi konuşabileceği iddiasındadır. Ama felsefede bu çok daha cüretkar oluyor, “ya hocam Descartes vardı dimi, Sokrates vardı, çok büyük adam, sakallı böyle. İnsanları sevin demiş.” Kalıyorum böyle diyaloglarda, bir şey de diyemiyorum. Yani düşünsenize beyin cerrahıyla bu alanda çok konuşmak istemezler herhalde. Nedense felsefe öyle gelmiyor galiba. “Ya hocam, tanrı var mı?” Bilmiyorum, bakın gerçekten bilmiyorum. 

Osman Coşkun: Bir ara söyleşilere katılıyordun! Hatta Edebi Meclis’te YouTube videolarını paylaşmıştık. Yeni söyleşiler var mı önümüzdeki günlerde.

Fatih Kök: - Yani keyifli oluyordu ama son bir buçuk yıldır yaşadığımız pandemi durumu her şeyi askıya aldı. Uzun süre sonra geçen, ilk defa yüz yüze bir etkinliğe gittim. Bakalım normale dönüyoruz sanırım, yavaş yavaş başlayabilir tekrar. Sağ olsunlar davet ettiklerinde gitmeye çalışıyorum, benim için de güzel oluyor.

Osman Coşkun: Akademik hayat nasıl gidiyor?

Fatih Kök: - kötü bu ara, sıkıcı, yorucu.

Osman Coşkun: Saçma bir soru olacak belki ama, edebiyat mı felsefe mi? İkisi birbirini tamamlıyor mu sence? Edebiyatsız felsefe, felsefesiz edebiyat olur mu?

Fatih Kök: - Ben aslında din ile devlet işlerini bir birinden ayırmaya gayret ediyorum. Edebiyat din, felsefe devlet oluyor burada (: (burada gülüyor, hehe röportajlarda böyle yazarlardı eskiden, ahh eskiden smileylar mı vardı azizim) (hala gülüyor) İkisinin bir birini tamamladığı çok fazla eser ve akım var elbette. Dolayısıyla böyle bir ilişki kurmak saçma olmaz. Benim için ağırlıklı olarak belki felsefenin kendi yazı çizi işlerimi beslediğini söyleyebilirim. Edebiyatın felsefe yapma çabamda daha az katkısı vardır, analitik bir alanda çalıştığım için olabilir bu. Gerçi illa ki yazarken bir rahatlık sağlıyordur. Edebiyatsız felsefe, felsefesiz edebiyat olur. Ama ikincisi güdük, sığ, yavan olur. İlki de çok teknik bir konu değilse, mantık, matematik, bilim felsefesi vs., tatsız, kuru, didaktik kalır.

Osman Coşkun: Kimleri okuduğunu çok merak ediyorum. Okuma önerileri istesem, hangi şairleri, yazarları ya da kitapları önerirsin? Başucu kitabın var mı?

Fatih Kök: - Bu sorudan sıkıldım biraz. Dönem dönem çok değişiyor çünkü. Klasikler bile bitmiyor yahu. Hala Ruslardan, Almanlardan okumadığım şeyler var. Güncel öykü, şiiri takip etmeye çalışıyorum. Bir yandan Latin Amerikaya sardım bu ara, Cortazar, Fuentes, Borges, Galeano okumaya çalışıyorum. Başucu kitabım çok var, hatta gerçekten de yatağımın üstünde asılı bir raf var ve orada duruyorlar. Ama bir otuz kitap var sanırım saymak saçma olur; Sait Faik, Vüs’at O. Bener, Turgut Uyar, İsmet Özel, vs. (Türklerden söyleyelim bari) Hadi bir tane de çok bilinmediğini düşündüğüm bir başucu kitabı; Villalobos – Tavşan Deliğinde Fiesta

Osman Coşkun: Bir dönem Diyarbakır maceran oldu? Nasıl, anlatır mısın biraz?

Fatih Kök: - Diyarbakır macerası devam ediyor hala. Bu ara daha sık Diyarbakır’dayım hatta. Bazen eğlenceli bazen sıkıcı, hayat gibi devam ediyor. Ama Diyarbakır çok ilginç bir şehir. Öyle oryantalist bir yerden söylemiyorum bunu, gelip tecrübe etmek gerek. Bana çok şey kattığını düşünüyorum. Öte yandan şehir eski canlılığında da değil. Doksanlı yılların sonu, iki binlerin başındaki gibi bir kültürel, sosyal devinim yok. Sanırım halk siyasi çekişmelerden, çatışmalardan bezmiş durumda.

Osman Coşkun: Röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim, Söylemek istediğin son bir şeyler var mıdır?

Fatih Kök: - Asıl ben teşekkür etmek isterim, bana böyle bir mecra açtığın için. Bir dahakine daha uzun konuşalım, ama bunları boş ver, pavlonyalar, rögar kapakları, jay jay okacha hakkında konuşalım. Keşan’da Fatih Aga’nın yerinde konuşalım.

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ