Enes Daniş ile söyleştik...

Enes Daniş ile söyleştik...

Osman Coşkun: Enes Daniş öncelikle hoş geldin. Kitabın hayırlı olsun. Bize biraz kendinden bahseder misin? Kimdir Enes Daniş?

Enes Daniş: Hoş buldum. Çok teşekkür ederim. 28 yaşındayım. İlk kitabını taze yayınlamış bi şair/adayıyım. 10-12 yıldır, öyküler ve şiirler yazıyorum. Sonunda geçtiğimiz ay "Temmuzun Eliyle" dosyam Metin Cengiz ustanın onayını alıp Şiirden Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Aynı zamanda İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda oyuncuyum.

 

Osman Coşkun: Tiyatroya olan ilgini biliyordum, uzun yıllar önce Belediyenin tiyatro topluluğunda onlarca kişinin arasından kendini belli etmiştin, herkesin beğenisini kazanmıştın. Sonraki süreç nasıl gelişti biraz bahseder misin?

Enes Daniş: Lisenin son iki senesinde mesleki bir adım olarak kafamda sadece konservatuara girmek vardı. Üniversite sınavına hazırlanmadım bile. Bi şekilde kazanacaktım işte. Şimdi dönüp bakınca o yaşlardaki güç ve inanç bi başka oluyormuş diyorum. Şimdi o kadar cesur yanaşamayabilirim meseleye. Ailem başta olmak üzere birçok kişi yapmamam gerektiğini hatta bazıları bi adım ileri giderek yapamayacağımı ya ima yollu ya da açıkça söylemişti üstelik. Hatta bi keresinde Keşan'a gelen bi oyuncu "koskoca okullar Keşan'dan bu çocuk gelse de okulumuza alsak diye bekliyorlar mı sanıyorsun?" gibi bi şeyler demişti. Ama bunu söylediğinde beni daha izlememişti bile. Bütün bu stres yükü ve neredeyse bir aşağılık kompleksiyle özel yetenek sınavına girdim. Ve bu şartlar altında tabii ki kazanamadım. :). İki yıl kadar Kadıköy'de, çocuk oyunları yapan bi tiyatroda çalıştım. Ve nihayet 2013'te hayalim gerçekleşti. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nı kazandım. Orada çok çok çok iyi hocalarım oldu. Okurken bi yandan oyunlar ve reklamlarda rol almaya başladım. 2017'de okulum bitti. 2019 yılında Devlet Tiyatrosu'nda Metin Belgin'in yönettiği bi oyunun kadrosuna katılmaya hak kazandım. Yine seçmeyle tabii :) O stres bu işte bi 10-15 sene hep var galiba. Tabii rolü aldıktan sonra da “ulan ben şimdi bunu nasıl oynayacağım?” gibi ayrı bi stres var ki onu galiba hayat boyu yaşıyorsun. :)

 

Osman Coşkun: Peki ya şiir? Ne zaman başladın şiir yazmaya? Kitabını okudum, çok iyi yazıyorsun. Genç yaşına rağmen şair yakıştırmasını sonuna kadar hak ediyorsun. Bundan sonraki süreçte neler düşünüyorsun şiirle ilgili? Var mı kafanda yeni projeler? Yarışmalara falan katılacak mısın? Bana sorarsan kitabınla yarışmalara katılmalısın, derece alacağından yana şüphem yok…

Enes Daniş: Çok çok teşekkür ederim. Bunları senden duymak mutluluğun yanında gurur verici bi şey. Şiire ilkokul saçmalamalarını saymazsak -herkes gibi- lisede başladım. :) Hatta Melih Cevdet'in bir sözü var "her insan gençliğinde şiir yazar, devam edenlere şair deriz" diye. Lisede biraz içimize kapandığımız bir kasım akşamı :) herkeste aniden beliriveren o isteğe ben de boyun eğdim. Ama mesele onu sürdürebilmekteymiş. O fazla içli, hatta bildiğin kötü şiirleri zamanla aşıp, inkar edip bir üslup bir teknik oturtana kadar -yazarken aldığın o keyfi gitgide katlayarak- okumak ve yazmak. Hele ki artık çevrede oturup okumamak/ yazmamak bunca uyaran varken. Tabii ben bunları söylüyorum ama yaşım ve yaptıklarıma bakarsak benim de tam olarak o eşiği geçtiğime dair bi belirti yok bence. :)Ama o düşme tehlikesi de bence iyi, diri tutuyor. Eşik geçildi dediğinde/dediklerinde söyleyişte bi kolaylığa/kolaycılığa varılıyor. Bazı yaş almış şairlerimizde/sanatçılarımızda bu var. Ha,bana dönersekkitap/yazdıklarını tanımadığın insanların bile okuyabilme ihtimali iyi bi yakıt. Yazarken çok huzurluyum dersem yanlış olur ama çok keyifliyim. Bundan sonra dediğin gibi yarışmalar denenebilir. Şiirlerim sevdiğim birkaç dergide yayınlanmaya başladı bir de yayınlanmasını epeydir hayal ettiğim dergiler var. İlk etapta olur ya da olmaz ama belki de onların kapısını çalarım ve bolca yazarım.

 

Osman Coşkun: Devlet Tiyatrosu’nda işler nasıl gidiyor? Günümüzde çok az kişi hayalindeki işi yaparak para kazanabiliyor. Sanıyorum ki eğlenerek hayatını idame ediyorsun. Anlatır mısın biraz, nasıl geçiyor günlerin?

Enes Daniş: Keyif aldığı şeyi mesleği haline getirebilen insanların sayısı -evet- az. Hatta bu galiba -neredeyse- bi ayrıcalık. Özellikle sanatla ilgili hobiden fazlası olmamalıymış gibi bi düşünce var. Söyleyenlerin de muhakkak farklı tecrübeleri vardır ama genel olarak hayaller konusunda biraz fazlaca korkutularak büyüyoruz. İşler her zaman yolunda gitmese de ben bu yolda ısrar ettiğim  için çok mutluyum. Hatta bazen şükrediyorum. Zaten işler yolundaysa, inandığınız insanlarlaysanız tadından yenmiyor ama her zaman doğru insanlara, doğru işlere denk gelemeyebiliyorsunuz, bir yığın aksiliğin, zorluğun üstüne bazen sahnede/provada/okurken öyle bir ân oluyor ki her şeyi unutuveriyoruz ve "iyi ki" diyoruz.
Şimdi Devlet Tiyatrosu'nda iki farklı oyunun kadrosundayım. Araya pandemi girince biraz sekteye uğradı, görev aldığım oyunlar ne zaman başlar bilmiyorum ama ekimle beraber tiyatromuz açıldı. Ben de en kısa sürede o koşturmacaya dahil olmak istiyorum tabii :)

 

Osman Coşkun: Klasik bir soru sorayım, tiyatroda kimleri örnek alıyorsun?

Enes Daniş: Örnek aldığım, izlerken bazen nefesimi tuttuğum çok büyük oyuncular var ama ilk ağızda aklıma gelenler: Türkiye'den ilerlersek, ilk başta, -öğrencisi olma ayrıcalığına da eriştiğim- Celâl Kadri Kınoğlu, yine birkaç dersine katılma imkanı bulduğum Bülent Emin Yarar. Fırat Tanış, Okan Yalabık. Tabii söylemeye gerek var mı bilmem  bu coğrafyada oyunculukla uğraşan herkes gibi: Haluk Bilginer. Savaş Dinçel'i unutmamam lazım.Şener Şen var :)Ahmet Uğurlu, Uğur Yücel. Ve tabii en tepede izleyebildiğimiz ve büyüklerimizden çokça dinlediğimiz kadarıyla: Müşfik Kenter. Bu arada Devlet Tiyatrosu'ndaki yönetmenim Metin Belgin'den çok şey öğrendiğimi söylemezsem haksızlık etmiş olurum. Öğrenmeye de devam ediyorum.
Dışarı bakarsak da biraz klasik ama çoğunluğun da katılacağı üzere; Al Pacino, Robin Williams, Daniel DayLewis, Joaquin Phoenix ve tepede Brando :)
Bi de tabii kafamda oyunculuğa dair doğru olan ne varsa altında imzası olan konservatuardan hocam Aslı Yılmaz var.

Osman Coşkun: Peki ya şiirde?


Aklım yettiğince divan edebiyatı okumaya çalışırım. Ahmet Haşim'e hayranım, sonrasında bütün ölçü ve değerlendirmelerin dışında bir Orhan Veli dehası var. :) Biraz uzun yaşasaydı şimdi şiire dair bambaşka şeyler konuşuyor olacaktık muhtemelen. İkinci Yeniciler'i hep keyifle okudum ve çok fazla şey öğrendim. En başta dilin ve görüntünün sınırlarını ve bazen sınırsızlığını. Aralarında -kabaca dahil edersek- İlhan Berk ve Cemal Süreya burun farkıyla özeldir benim için. Hatta askere giderken yanımda Sevda Sözleri vardı. Gülten Akın, İsmet Özel, Lale Müldür, Altay Öktem, Betül Tarıman, Birhan Keskin’i her zaman iştahla okudum/okuyorum. Az daha yaklaşırsak-röportajı sen'le yaptığımız için yıkama-yağlama söylentilerine mahal vermemek adına seni müsadenle es geçiyorum-:) Sinan Oruçoğlu ve Gökhan Arslan'ı ilgiyle takip ediyorum.
Ama benim için doruk Oktay Rifat ve Melih Cevdet'tir. Özellikle 70'li yıllardan itibaren yazdıkları her şeyle.
Çok türkü dinlerim bi de tabii. Orada hazinenin büyüğü var.

 

Osman Coşkun: Peki, hayatını tiyatro ile idame ettirmeyi düşünenlere neler tavsiye edersin? Nasıl bir yol izlesinler?

 

Enes Daniş: Hayatını tiyatro/oyunculukla idame ettirmeyi düşünenlere tavsiyem, bi kere daha düşünsünler. :) Onca usta, otorite varken büyük büyük konuşmak istemem ama kendi tecrübem: Bu, insanı biraz uçlarda dolaştıran bi meslek. Alacağınız keyfin sınırları sizin hayal gücünüzle orantılı bi iş, yani bazen sınırsız. Ama o keyfi yaşamak için rolü almanız gerek. Karşında elinde kahvesi, önünde notlarıyla oturmuş seni izleyen kişiyi (yönetmeni) ikna etmen gerek. (Rolü aldıktan sonra da seyirciyi tabii) Olur ya da olmaz bu her zaman sadece sizin yeteneğinizle, azminizle vs. ilgili bi şey değil maalesef. O role doğuştan uygun olmak gibi bi şansın yanında sırf doğru zamanda doğru yerde olduğu için iş yapan bi dolu insan da var. Şu an işsiz olan bi sürü yetenekli/çalışkan arkadaşım da var. Bu mesleğin çok sık açıldığı bir arka kapısı var, umutsuzluk. Mesele oradan kendini sıyırmaktaki gücünle çok alakalı. Bu konuda ben çok başarılı mıyım? Bence hayır. :) Ama bi şekilde yürütmeye çabalıyorum.Bi filmin hazırlık aşamasında iki ay boyunca o filmde esaslı rollerden birini oynayacağın bilgisiyle dolanıyorsun, bi akşamüstü telefonun çalıyor ve karşıdaki ses “yönetmen yaş olarak biraz daha küçük/büyük birine bakmaya karar vermiş” diyor. İşte mesele o telefonu kapadıktan sonraki süre. Muhakkak düşeceksin ama toparlanma mümkün olduğunca çabuk gelmek zorunda. Bütün bu dalgalanmalara, hatta bazen kıpırtısızlığa (bazen işle ilgili beş ay telefonun çalmaz) hazırlıklıyım diyebiliyorlarsa muhakkak buyursunlar. Burada sayamadığımız yılgınlıklar ve yorgunlukların (ve bazen haksızlıkların) yanında işin ucunda paranın asla alamayacağı ödüller ve keyifler de var. Meslek büyüklerinin bir sözü vadır: “Oyunculuk güzel meslek ama ilk 40 senesi biraz zor.” Aynen öyle işte.

 

 

Osman Coşkun: Şöyle bir gerçeklik var edebiyat dünyasında, dünya edebiyatına bak, Türk edebiyatına bak edebiyata şiirle başlayanların çok büyük bir kısmı çok sağlam romanlar vermişler edebiyat dünyasına. Böyle bir düşüncen var mı? Şiirden sonra roman yazarım diyor musun?

Enes Daniş: Faturalar olmasa iyi fikir gibi. :) Çok iyi bildiğim bir iş değil ama o biraz inziva işi gibi geliyor bana. Bu benim için şu an uzak bi ihtimal. Kafamda birkaç fikir var aslında ama şiir ya da öyküye göre daha kesintisiz bikonsantrasyon istiyor sanki. Ya da ben öyle  yazabilirim diyeyim. Aslında şu ara okuldan bir arkadaşımla oyun yazma çabasındayız. Biraz yavaş ilerliyoruz. Dinamik, iyi işleyen bir tiyatro metni yazmak zor. Son zamanlarda  bi atılım var ama kötü örnekler açık ara önde. Belki biz de beceremeyip başarısız çoğunluktan olacağız ama denemeye değer. Şiirdeki keyif bana fazlaca yetiyor ama belki günün birinde roman yazmayı da deneyebilirim, kim bilir.

 

Osman Coşkun: Liseyi benim doğup büyüdüğüm memleketimde okudun. Ne zamandır gelmiyorsun Keşan’a? Keşan’da unutamadığın bir anın var mı? Bahsetmek ister misin?

Enes Daniş: Sadece liseyi değil aslında. Ben oraya 9-10 yaşlarında geldim. Ailem hâlâ orada, sevdiğim bi sürü insan hâlâ orada. Ama en son galiba 6 ay önce falan gelmiştim. Böylece ne kadar hayırsız bir evlat olduğum da tescillenmiş oldu :) Anılar anlatınca aynı tadı vermeyebiliyor ama bi sürü güzel ân ve fotoğraf biriktirdim. Arkadaşlarımla lisede öğretmenler odasına sızıp yarı kaçak bazen de hafiften göz yumularak çıkardığımız Düş-lük (fanzin), o sıcak fotokopileri sınıfların kapılarının altından derslere dahil etmek :) sokaklarında uzun uzun yürümek, ağaçlara ‘dalmak’, ilk kez sahneye çıkmak, esaslı arkadaşlar, futbol maçları, prova sonrası yenen zeytinli ekmek ve daha bi sürü şey. Bi uğramam gerekiyormuş galiba, özlemişim :)

 

Osman Coşkun: Son olarak söylemek istediklerin nelerdir? Röportaj teklifimi kabul ettiğin için ayrıca teşekkür ederim kardeşim, kendine çok iyi bak. Temmuzun Eliyle kitabının yolu açık olsun…

Enes Daniş: Davetin için ben teşekkür ederim. “Temmuzun Eliyle” umarım doğru insanlara ulaşır ve dokunur. İlk söyleşimdi. Oyunculukla ilgili soruları özellikle detaylı anlatmaya çalıştım, belki benimle aynı hislerle aynı yollardan geçen kişilere bi faydası olur diye. Ben çok çaresiz hissetmiştim o dönem. Yine de saçmalamış ya da lafı dolaştırmış olmam mümkün. Sürçülisan ettikse affola.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ