22 Kasım 2022: 'Z' raporu...

22 Kasım 2022: 'Z' raporu...

Gün Sonu Raporu: 22 Kasım 2022

Efendim merhabalar. Bugün 22 Kasım 2022. Günlerden Salı.

Dünden tek farkı hiçbir farkı olmaması gibi bir gün sevgili okuyucu kişisi.

Her şey boktan.

Her şey, her geçen daha da boktan olmakta yarış yapıyor adeta.

Yalan sarmış dört bir yanımızı.

Yalandan arta kalan hayatlar bizim tek gerçekliğimiz.

Saçma sapanlıklar, adına kanun nizam denilen bir kamyon yaygara.

Yarım kalmış hayatlarını yarım yamalak egolarıyla yaşamaya çalışan insanlar.

Herkes diğerinin üzerinde bir tahakküm kurmaya çalışmakta.

Kimsenin bir boktan haberi yok.

Ve herkes el yordamıyla hayatlarını yaşamakta.

Karanlıkta kör ebe oyunu gibi hayatlar yaşanıyor dört bir yanda.

Kimse öncelikli olarak kendinden haberdar değil, kendiliksiz insanlarca çevremiz kuşatılmış durumda, bunun adına da medeni yaşam denmiş. Eline versen 10 tane koyunu güdemeyecek olan insanlar hiç hakketmedikleri makamlarda, mevkilerde.

İster istemez Ziya Paşa’nın Terkib-i Bend şiiri usuma düşüyor; buyurun beraber hatırlayalım:

İkbâl için ahbabı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirayet yeni çıktı

Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı
Nâmûs tamâm oldu hamiyyet yeni çıktı

Düşmanlara ahbabını zem oldu zarafet
Dil-dârdan ağyara şikâyet yeni çıktı

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram u inayet yeni çıktı

Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi
Hâinlere amma ki riâyet yeni çıktı

Evrak ile i`lân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i raiyyet yeni çıktı

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

İsnâd-ı taassub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî
Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı

Milliyyet-i nisyân ederek her işimizde
Efkâr-ı Fireng’e tabaiyyet yeni çıktı

Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîrâ ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

Açıklaması

  • Yükselmek, iyi bir mevkiye gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı
    2- Hırsızlık çoğalıp sadakat sözü moda haline geldi, namusu bitirdik, hamiyet yeni çıktı
    3- Düşmanlara dostları yermek bir incelik oldu; başkalarına gönül dostlarından şikayet yeni çıktı
    4- Sâdık kişileri aşağılama, reddetme benimsenir oldu; hırsızlara ikram ve yardım yeni çıktı
    5- Her ne kadar doğruyu söyleyenler de önceleri nefretle karşılanmışsa da ancak hainlere uyma yeni çıktı
    6- Bütün düzenlemeler bazı kâğıtlar ile ilan olunur, söz ile halkın refaha eriştirilmesi ise yeni çıktı
    7- Güçsüz olanın en belirgin hakkı saklı tutulur, himaye görenleri her yerde korumak yeni çıktı
    8- Gayretli kişiler taassubla suçlanırken dinsizlere özgü derin düşünce yeni çıktı
    9- Devletin yükselmesine engel olan İslamiyet imiş, önceleri yoktu, bu rivayet yeni çıktı
    10- Her işimizde millî benliğimizi unutarak Batı düşüncesine körü körüne bağlılık yeni çıktı
    11- Eyvah bu oyunda bizler yine yandık, çünkü zarar ortada bu konuda bilmem biz ne kazandık

Yine aynı şekilde Neyzen Tevfik’in birkaç dörtlüğü dürtüyor usumu, buyurun onlara da beraberce bakalım;

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.

Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,

Kürsî-i liyakat pezevenk, puşt olanandır!

*

Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,

Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.

Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine,

Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

*

Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;

Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus! dediler...

Künyeni almak için, partiye ettim telefon,

Bizdeki kayda göre, şimdi o meb'us!" dediler... 

Evet sevgili okur kişisi, halimiz ve pür mecalimiz tam manasıyla bu şekildedir. İş bilmez adamların terkisinde yaşamaya ve dahi çalışmaya çalışıyoruz. Ne yaptığından haberdar olmayan yöneticiler. Kanunlara uymayan, kanunları kendilerine uydurmaya çalışan vatandaşlar. İki arada bir derede kalan memurlar. Günlerimiz ne yazık ki bu şekilde geçip gitmekte. İşin ilginç ve kötü olan tarafı bu duruma herhangi bir müdahale şansımızın olmaması. Yani elimizden geldiğince müdahale etmeye çalışıyoruz elbet, ama maalesef ki ülkenin durumu o kadar içler acısı ki, anlat deseniz anlatamam. Yani aslında anlatırım. Çok da güzel anlatırım da şuanki pozisyonum itibariyle anlatamıyorum. Susmalardan suskular beğeniyorum kendime. Oysa hiç adetim değildir benim susmak. Yani sussam bile yani o esnada susmuş görünsem bile en azından yazarım ben bu tarz şeyleri.  Neyse… Basiretsiz yöneticiler tarafından kuşatıldık. Üstüne basa basa, altını çize çize anlatmak istediğim mevzu bu aslında. Bunu şuanda yazıyor olmamın sebebi de tarihe bir şekilde not düşmek istiyor olmam. Başkaca bir amacım yok. Herkes bugün durduğu yeri, karakterini vesaire karşısına alıp konuşsun. Ben bu muyum diye sorsun kendisine. Velev ki, “evet ben buyum” diyorsa kişi kendisine ben susarım, o kişiyi öyle kabul etmem, ama öyle o derim, karakteri o kadar derim, susarım. Susmam da susuyormuş gibi görünürüm. Yıllardır faaliyette olmayan bir yanardağa benzetiyorum kendimi bu aralar. İçim fokur fokur. Ne zaman patlayacağımı ben de kestiremiyorum. Patlarsam önce kendime zarar vereceğim onu da biliyorum, lakin etrafımda ne var ne yok kendimle beraber yok edeceğim onu da biliyorum. Belki de bildiğim tek gerçekliğim bu. ***  Güzel şeyler olmadı mı? Oldu elbette. Bugün sevgili gazeteci, ressam, şair Nazmi Metin ağabey aradı sabah 10 civarında. Önümüzdeki hafta Pazartesi gününden itibaren Cuma’ya kadar Keşan’da olacakmış. Hem resim sergisi açacakmış hem de imza günü yapacakmış. Sevindirici bir haber bu! Keşan için güzel bir gelişme. Bir de Saray Belediyesi kendisinden bir şiir dinletisi yapmasını istemiş. Onun da aklına bu anlamda ben gelmişim. Sağ olsun es geçmemiş. Sevinmekle beraber gururumun okşandığını belirtmem gerek. Doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım ve dahi çalıştığım şehrimde üstüne üstlük Belediyesinde çalıştığım şehrimde bu tarz bir gurur okşaması yapılmamasına karşın kilometrelerce ötedeki Saray ilçesinin Belediyesi 17-18 Aralık tarihlerinde bizi hem misafir edecekmiş, hem de yeni oluşturdukları Kültür Merkezlerinde şiir dinletisi imkanı tanıyacaklarmış. Olay aslında şundan ibaret sevgili okuyucu kişisi, yıllardır ekmiş olduğumuz tohumlar yeşermeye başlıyor. Aslında yıllardır yeşermiş vaziyette de, nedense doğduğum ve yaşadığım topraklarda bunun karşılığı bir türlü verilmedi verilmiyor. Verilmesin de dert değil. Birileri sesimizin yankısını bize yine ses olarak yansıtıyor. Var olsunlar.  Bununla ilgili de Nâzım Hikmet’in başından geçen ve su katılmamış bir gerçekliğe haiz olan hikayeyi sizlere nakletmek istiyorum, akabinde susacağım bugünlük;  Bursa cezaevinde şöyle bir olay vuku buluyor Nâzım Bursa cezaevinde yattığı günlerde:  

Nazım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde kaldığı sırada bir müfettiş cezaevini denetimdedir... Nazım Hikmet'in yanına getirilmesini ister... Nazım Hikmet gelir ve... İşte o olay.

1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmak suçundan 28 yıl ceza alan ve 12 yıl cezaevinde kalan Nazım Hikmet, 1950’ye kadar İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde kaldı. Bursa’da kaldığı dönemde ise Adalet Bakanlığı’ndan gelen heyetle bir anısı vardır...

Demek Nazım Hikmet sensin!

Bursa Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir.
Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre:
“Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?” der.
Nazım’ı odaya getirirler.
Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
“Demek Nazım Hikmet sensin” der.

Nazım’a oturması için yer göstermez.
Kısa bir konuşma sonrası “Gidebilirsiniz” der.

Ömer Hayyam'ı duydunuz mu?

Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
“Ömer Hayyam adını duydunuz mu?” diye sorar.
Müfettiş hemen atılır:
“Kim bilmez ki Hayyam’ı”
Nazım:
“Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?” diye sorar.
Müfettiş şaşırır.
Nazım konuşmasını sürdürür:
“Görüyorsunuz, sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanını ve sizi kimse anımsamayacak” der ve çıkar.

Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur, asla geri dönmez.
Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?

Benden bugünlük bu kadar, yarın bir aksilik olmazsa yine burada görüşürüz. Öptüm…

#MuharrirAdam #OsmanCoşkun

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ